Sayın Başbakan "dindar bir gençlik yetiştirmek" önerisinde bulundu.
Bunun kime karşı veya hangi bağlamda söylendiği çok önemli değil. Söylenmiş olması ve düşünsel arka planı daha önemli.
Tarihi sentezin bozulması
1980 askeri darbesini yapanlar, toplumu yeniden şekillendirirken birbirleriyle ilintili iki gündem belirledi. Biri Afganistan'dan Suriye'ye uzanan Sovyet etkisini, Irak'ta Baas, Mısır'da Nasırcı ve Libya'da Kaddafi'nin sosyalizan eğilimlerini kuşatmak üzere bir yeşil kuşak oluşturmaktı. İkincisi de 1970'lerde etkisini artıran sola karşı milliyetçilik artık dengeleyici bir rol oynayamıyordu. Bunun en önemli nedeni milli devletin topluma vadettiği saygınlığı, refahı ve özgürlüğü sağlayamamış olmasıydı. Milli devletin başarısız olduğu bir düzende milliyetçiliğin başarısı sadece lafta kalıyordu. Bunun üzerine toplumda karşılık bulunacağı düşünülen dindarlığı, milliyetçiliğe eklemek kararı alındı. Dindarlar hem devlete karşı itaatkârdı hem de dayanışmacıydı. Amaç, Türklük ile dindarlığı yeni bir terkibe kavuşturmaktı.
Yapılmak istenene "Türk-İslam sentezi" dendi. Oysa Türkler, İslam'ı kabul ettikten sonra bu sentez zaten oluşmuştu. Buradaki maksat bu iki olgu arasındaki gramajı değiştirmek, milli birlik harcındaki İslam'ın oranını artırmaktı. Milliyetçilik gençliğin sola meyletmesinin önünü kesmiyordu. Oluşturulmak istenen İslam-Türk sentezi semeresini verdi. Bütün dünyada dini tahtından indirerek iktidar olan, meşruiyetini milli iradeye dayandıran milliyetçilik, içi boşaltıldı ve dindarlığa payanda haline getirildi. Dini, siyasal öğretilerinin merkezine alan partilerin ortaya çıkması ve her seçimde artan oranlarda oy alarak iktidara oynamaları bu gramaj değişikliği ile ilgilidir. Bu tercihten sonra milliyetçilik hep marjinal bir eğilim olarak kaldı ancak devlet desteğiyle yaşayageldi. Oysa dindarlık topluma yaslanarak siyasal gücünü artırdı ve iktidara ulaştı. Özetle, başarısız olan laik-milliyetçilik, iktidarını koruyabilmek için ittifaka çağırdığı dindarlığa yenik düştü.
Dinin siyasallaşması
"Kemalizm"de ifadesini bulan laik-milliyetçilikte din, devlet merkezli otoriter siyasetin ideolojik bir aracı haline getirilmiş, idaresi, eğitimi ve içeriği hep devlet (laik-milliyetçi iktidar) tarafından belirlenmişti. Yani din, cumhuriyet tarihi boyunca hiçbir zaman kültürel alanda inananlara ait bir kurum olarak bırakılmadı, siyasallaştırıldı. İnananların özgürlüğü hiçe sayıldığı gibi, toplumsal değişim ve gelişme ile bağı koparıldı; çağdaş yorumlar üretme kapasitesinin önü kesildi.
Dinin bu şekilde siyasallaştırılmasına dindarların itiraz etmesi kaçınılmazdı. Nitekim öyle oldu. AK Parti'nin iktidara geldiği zaman uzun süre gündemde kalan "mağduriyet" söylemi hatırlardadır. Bu şikâyeti dile getirerek iktidar olan bir parti, yandaşlarını ve toplumu mağdur eden bir toplum mühendisliğini bu sefer kendisi önermektedir. Bunun bir çelişki olduğunu kısa sürede anlayacağını ümit ederim.
Sakınca şuradadır: 1- Din, ahlakın kaynaklarından biridir. Ama tek kaynağı değildir. Modern bir toplumda dinsel ilkelerden de destek alan daha karmaşık bir ahlak anlayışı vardır ve hukuk ile güvenceye alınır. 2- Din veya inanç, büyük ve çoğul toplumlarda birden fazladır. Farklı yaşanır ve uygulanır. Tek (tek-tip) din yorumu, öğretisi ve uygulanması ancak devlet zoru veya iktidarın tercihleri doğrultusunda olur. Din siyasetin aracı haline gelir. Bu, siyasal çekişmelere ve kopuşlara neden olur. Üstelik iktidarlar değişebilir. 3- Din, ritüelleri (uygulamaları, merasimleri), literatürü (kutsal yazıtları) ve din adamları kadrolarıyla vardır. Bunlar hep tek veya tekil değil çoğul olmuştur. Zamana, topluma ve iktidarlara göre farklılık arz etmiştir. Yani soyut olan inanç, somut şartlarda uygulanabilirlik kazanmıştır. Yani tek tip inanç olmamış, hatta aynı inanç içinde pek çok anlayış ve uygulama olmuştur, olmaktadır. Şimdi, dindar bir gençlik yetiştirilecekse hangi geleneğe, uygulama ve anlayışa göre yetiştirilecektir? Bunu toplumun geri kalanı, hele aynı inançtan (hatta mezhepten) olmayanlar nasıl karşılayacaktır? Onların tavrı hiçe sayılacaksa bu demokrasi mi olacaktır? Bu durum Mısır'da, Tunus'ta övülen laik devlet ilkesi ile ne kadar bağdaşacaktır?
Ahlaklı bir toplum istiyorsak dindarların, ahlak adına tercihlerini dayatmasının ne kadar ahlaklı bir davranış olduğunu düşünelim. Belki o zaman insanlığın ortak hak ve özgürlükler değerlerinde buluşuruz.
din algilamasi,sorumlulugu herkeste farklidir.aklına guvenerek,kibirle dini hafife alan, hayatını dindara destek degil kostek olmakla gecirir.din rehberdir calısmaya,gelismeye engel degildir.gelismis ulkelerdeki suclarla mukayese aynı gelir duzeyine,yoneticilerin, medyanın kalitesine gore yapılmalı
H.K. - 5 - 17:27 / 2012.02.08
ahlak & vicdanın yegane kaynagı allah’tır ve bunların nasl korunacagı ve idame edilecegi din kapsamında belirlidir.allah insanı akıl ile bahşetmistir.ınsan bu donanımla dinin özunden ayrılmadan,hayata dair yeni yaklaşımlar gelistirme kapasitesine sahiptir.bunlar öz’den akıl yoluyla cıkan türevlerdir
H.K. - 6 - 17:01 / 2012.02.08
ahlak & vicdan’ın yegane kaynagının din oldugunu teslim etmemenin bir agacı yaprakları, cicekleri & dallariyla tanimlamaktan,ancak govdesini & koklerini gormemezlikten gelmekten bir farkı yoktur.sakin bana “aha fundamentelist bir islamcı” yakıstırması yapmayın cunku bu da bir otekilestirme çesididir
H.K. - 7 - 16:54 / 2012.02.08
sozde musluman olmak (ornegin, kelime-i sehadetle) cok kolay ama, gerektigi gibi idame ettirmek pek kolay is degildir; gercek bir iman,sorumluluk isidir,hayati-mevcudiyeti,maddiyati-maneviyati akilla sentez isidir.dindar gencligi bu becerilerde yetistirmek biraz da sizin isiniz, sorumlulugunuz hocam
H.K. - 8 - 16:48 / 2012.02.08
dindarlığın esamesi bile okunmayan: isveç, norveç, ingiltere, almanya vb.da mı yolsuzluk ve diğer adi suçların oranı daha düşüktür. yoksa dindar: s.arabistan, iran, afganistan, suriye, mısır vb.da mı ?
Tatil Budur.com'dan, 2012 erken rezervasyon fırsatları başladı. Ege ve Antalya otelleri'nde ki ucuz tatil fırsatlarını kaçırmayın.
Bilgi ve rezervasyon için : (0216) 709 0 709
Bugun Gazetesi internet sitesinde yayınlanan haber, yazı, resim ve fotoğrafların FSEK ve Basın Kanunu'ndan kaynaklanan her türlü hakları Koza İpek Gazetecilik ve Yayıncılık A.Ş'a aittir. İzin alınmaksızın, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez.