haberL haberR
0 facebook twitter googleplus

Gündem

13 Ekim 2010 Çarşamba, 10:49
Paylaş
Tweet
Paylaş
Gönder
Yazdır
A
A
Gönder
Ana Sayfa » Gündem » Semra Özal'dan şok açıklama

Semra Özal'dan şok açıklama

Merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın eşi Semra Özal, eşinin ölümüyle ilgili konuştu: 'Ben eşimi zehirlediklerini düşünüyorum...'
Semra Özal'dan şok açıklama

Kanaltürk televizyonunda yayınlanan Merkez Siyaset programına telefonla katılan Semra Özal çarpıcı açıklamalarda bulundu.

İŞTE O ÖNEMLİ AÇIKLAMANIN AYRINTILARI

Kanaltürk’te yayımlanan Tarık Toros’la Merkez Siyaset programına konuk olan Ahmet Özal, babası merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal’a 1988 yılında düzenlenen suikast girişimine ilişkin olarak yeni iddialarda bulundu.

Turgut Özal’ın suikastı üç ay sonra çözdüğünü söyleyen Özal, MGK eski Genel Sekreteri Sabri Yirmibeşoğlu ve Hürriyet gazetesi sahibi Erol Simavi isimlerini babasının gündeme getirdiğini söyledi.

“Baştan beri aynı şeyi söylüyorum. Ben iddiada bulunmuyorum. Ben, rahmetli babam ve araştırmayı yapan insanlardan duyduklarımı seslendirdim. İddia makamı değilim, savcı değilim. İlk günden beri bunu söylüyorum” diyen Ahmet Özal, “Partiden, ANAP’tan isimler var mıydı?” sorusuna şu cevabı verdi:

“Bazı isimler vardı. Anavatan Partisi’nden bazı isimler söz konusuydu. Onlar da çıkacaktır yakında. Bırakın savcı işini yapsın. Buna reaksiyon gösteren insanlara da çok dikkat edin. Niye bu kadar agresif davranıyorlar, buna bakın. Savcıya bazı isimleri verdim, savcı da bazı isimleri bana sordu zaten. Büyük bir ihtimalle önümüzdeki haftalar içerisinde göreceğiz kimleri çağıracaklarını. Sadece Sabri Yirmibeşoğlu ve Erol Simavi isimleri yok. Ben Sabri Yirmibeşoğlu’ndan da özür dilemedim. Telefonda konuştuk, kendisine babamdan duyduklarımı söylediğimi anlattım. Ona karşı bir tavrım yok.”

Programda daha sonra, Turgut Özal’ın kardeşi Korkut Özal’ın iki hafta önce aynı programda yaptığı açıklamalar yayımlandı. Korkut Özal, ağabeyinin öldürüldüğüne inandığını anlattı:

“Bu vefatın ben öldürme olduğuna kesin inanıyorum. Öldüğü gün, kendi korumalarından birinin verdiği ifade var. Diyor ki, “Ağzından köpükler gelerek vefat etti”. Kalp rahatsızlığından ölen bir kimsenin ağzından köpük gelmesi söz konusu olamaz. Kalbi durur, gider. Bu iş olduğu zaman hanımı da başındaydı. Ağzından köpükler gelerek vefat edince denildi ki, “Bu zehirlenerek ölmedir”. Bu kalp ölmesi değildir.”

Daha sonra söz alan gazeteci Orhan Uğuroğlu, Turgut Özal’la ilgili kitap yazdığını, çok önemli kişilerle görüştüğünü belirterek Özal’ın öldüğü günü anlatmaya başladı:

ORHAN UĞUROĞLU: Turgut Özal’ın en yakın danışmanları, koruma görevlileri ve doktorlarıyla görüştüm. Koruma Müdürü Musa Öztürk ve doktoru Cengiz Aslan’la da konuştum. Bana anlatılanlar kitabımda yer alacak. Ben size burada anlatayım. Rahmetli, o gün (17 Nisan 1993) Bayanlar Cumhurbaşkanlığı Voleybol Kupa Finali’ne gidecekti. Talimat veriyor, “Saat 11.30-12.00 gibi Köşk’ten çıkış yapacağım” diyor. Sabah 9.30-10.00 gibi kalkıyor, Semra hanıma “Ben yürüyüş bandında spor yapacağım. Kilo vermem lazım” diyor. Spor kıyafetlerini giyiyor. Tanık olanların isimlerini de verebilirim... Yürüyüş bandına çıkıyor, odanın kapısı kapalı. Bu arada Semra hanım, “Turgut bey ne zaman kahveni istersin” diye soruyor. Çünkü Turgut bey sabahları Türk kahvesi içiyor. Turgut bey, “Saat 10.30’da” diye cevap veriyor. Semra hanım hizmetçi kıza, “Saat 10.30’da beyefendinin kahvesini ver” diye talimat veriyor. Sonra Semra hanım, salonda gazete okumaya geçiyor. Vakit gelince, servis yapan kız kız, elinde kahve tepsisiyle Özal’ın bulunduğu odanın kapısını açmaya çalışıyor. Kapı açılmayınca Semra hanıma dönüp “Kilitli mi acaba” diye soruyor. Semna hanım, “Hayır, arkasına bir şey düşmüştür, itele aç” diyor. Kadıncağız kapıyı zorlayınca, aralıktan Turgut beyin yerde yattığını görüyor.

AHMET ÖZAL: Bunu sana kim söyledi? Ben hiç böyle bir şey duymadım çünkü...

ORHAN UĞUROĞLU: İzin verirseniz, anlatacağım.

AHMET ÖZAL: Doğru değil bu... İstiyorsanız anneme telefonla bağlanalım, soralım. Bu böyle değil...

ORHAN UĞUROĞLU: Bana anlatılanı anlatıyorum.

TARIK TOROS: Orhan bey bu konuyu Semra hanımla konuştunuz mu?

AHMET ÖZAL: Hayır, annemden başkası yoktu.

ORHAN UĞUROĞLU: Başkaları var.

AHMET ÖZAL: Kim var başkaları...? Allah’ını seversen yaa... Ver isimleri...

ORHAN UĞUROĞLU: O sırada Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nde, “şok tim” denilen, Özal’ın ilk koruması Turgay Sarıali adlı koruma polisi, başkomiser Kadir bey ve şoför Mustafa görevli... Bunlar aynı katta çok yakınındalar.

AHMET ÖZAL: Aynı katta nasıl olur Orhan? Yapma gözünü seveyim yaa... Hayret bir şey. Neden bunları söylüyorsun, ben çok merak ediyorum açıkçası... Annem var yanında, başka kimse yok.

ORHAN UĞUROĞLU: Sayıyorum isimleri, dinlemediniz ki... Kapı açılıyor, Turgut bey spor yaptığı ayakkabılardan birini ayağından çıkarmış, diğerini çıkartamamış, yerde yatıyor. Bu koruma polisleri, yurt dışında acil yardım eğitimi almış insanlar olduğu için, bakıyorlar nabız yok, kalbi durmuş. Yani ölmüş olduğunu görüyorlar.  Hatta, çok özür dilerim, rahmet cumhurbaşkanının küçük abdestini de kaçırdığı belirleniyor. Zira, vücut öldüğü zaman gevşer... Kusma gibi bir şey ise bana söylenmedi. Ağzından bir şey gelmiyor. Korkut beye böyle söylendiyse bilmiyorum. Ambulansa durum bildiriliyor. Telefonlara bakan polis memuru Erdal, ağlayarak koruma müdürü Musa beyi arıyor, Musa bey kapıdan fırlıyor...

**

Bu sırada Semra Özal canlı yayına bağlandı.

TARIK TOROS: Semra hanım iyi geceler.

SEMRA ÖZAL: Tamamen yalan haberler bunlar. Bir kere, o söylediği polisler orada değiller... Orhan beyi dinledim, bir kelimesi bile doğru değil. O söylediği polis memurları, Turgay filan... Çok evvel ayrılmışlardı. Orada değillerdi. Doğrusunu ben size anlatayım... Sabahleyin kalktık, Turgut bey traş oldu.  Duşunu yaptı. Ben de kahvaltı hazırlamıştım. Odada beraberdik. Yatak odasıyla, bizim oturma odamıza geçerken arada bir boşluk vardır. Spor (yürüme) bandı orada durur. “Ben şimdi duşumu yaptım. Başka vaktim yok, İstanbul’a gideceğiz. Ben bugün spor yapmayacağım” dedi. Yürüme bandına hiç çıkmadı. Bandın üzerinde her zamanki gibi sor ayakkabıları çoraplarıyla beraber duruyordu. Ayağında terliği vardı. Ve biz konuşa konuşa kahvaltı masasına doğru ilerliyorduk. Hatta dönüp bana, “Dünkü elbisem güzel değildi, bana rahat bir kıyafet ver” dedi. Ben de “Hazırladım, merak etme” dedim. Ben yürüyordum, o da arkamdan geliyordu. Hemen arkamdaydı. Bir anda, konuşurken, oturma odasına geçmek üzereyken, o aralıkta küt diye düştü. Düştü, hatta ayağından terliğinin biri fırladı. Terlik vardı, buna dikkat edin. Spor ayakkabılarını hiç giymedi ve spor bandına hiç çıkmadı... Düşünce hemen çevirdim, ağzından beyaz bir köpük geliyordu. Bağırdım, “Doktor, çabuk yetişin” diye... İlk gelen, orada hazır bekleyen garson oldu. Bir garson vardı zaten, Mustafa... O koştu geldi. Ondan sonra öbür iki garson ve aşağıdan deniz albayı vardı, yaver... Bir de o geldi... İlk gelenler bunlardır...

Yani, orada çalışan üç-dört kişi ve yaver... Başka kimse yoktu. Polis falan, hiç kimse yoktu. Konuşanların hepsi yalan söylüyor. Bunların hiçbiri doğru değil ve beni çok üzüyorlar. Böyle konuşmakla, böyle yalan yanlış şeyleri söylemekle beni çok üzüyorlar. Bunları yaşayan benim... En son, bizim Başyaver geldi. Başyaverle birlikte kucakladılar. İki yaver, iki garson kucakladılar, kapıdaki arabaya götürdüler. Ne ambulans vardı, ne de doktor... Ben hastaneye giderken yolda gördüm, doktor geliyordu... Doktor yoktu. Garson bana, “Biz götürüp arabaya koyduk” dedi. Kucaklayıp götürdüler. Herkes birşeyler konuşuyor, tamamen uydurma, tamamen yalan...

ORHAN UĞUROĞLU: Semra hanım sizi birkaç kere aradım, ulaşamadım.

SEMRA ÖZAL: Orhan, sen bana soracaktın...

ORHAN UĞUROĞLU: Yanınızdaki hanıma da sorabilirsiniz, kaç kere aradım... Bana anlatanlar, ambulansla direk Hacettepe’ye gönderildiğini söylediler. Genelkurmay 2. Başkanı olan Aslan Güner Paşa, o sırada Köşk’te Özal’ın yaveriydi, o da böyle anlattı.

SEMRA ÖZAL: Ambulans olsaydı, bir sedye getirip onu öyle alırlardı. Sedye gelmedi. Onu yaverler ve garsonlar kucakladı, götürdüler.

ORHAN UĞUROĞLU: Koruma Müdürü Musa bey ve doktor Hilmi bey, ambulansla götürüldüğünü söylüyorlar. Arabayla biz takip ettik, diyorlar.

SEMRA ÖZAL: Bir kere Hilmi bey yoktu. Sen bana sor doğrusunu...

TARIK TOROS: Semra hanım, siz Özal’ın en yakınısınız ve rahatsızlandığı anda oradasınız. Çok önemli bir şey söylediniz. Yaverler ve garsonlar Özal’ı kucaklayarak arabaya götürdüler, dediniz. Hangi arabaya götürdüler?

SEMRA ÖZAL: Götüren garsonun bana söylediği şu; “arabasına koyduk, ambulansı bulamadık” dedi...

TARIK TOROS: Yani makam aracına götürüyorlar?

SEMRA ÖZAL: Evet... Ambulans olsa sedyeyle gelip alacaklar, kucaklayıp götürmeyecekler. Bir de hastaneye girişi var. Hastaneye de iki kişi kollarından tutup sürükleyerek sokuyorlar. Ambulans olsa sedyeyle sokmazlar mıydı? Ambulans olmadığına eminim. Zira evden almaya bir sedye gelmedi. Hastaneye de sedyeyle girmedi.

TARIK TOROS: Çok önemli bir şey söylüyorsunuz. Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanını hastaneye, garsonu ve yaveri kollarından tutup sürükleyerek mi soktular?

SEMRA ÖZAL: Evet... Sürükleyerek soktular. Bunu bana bir yabancı da ayrıca söyledi.

TARIK TOROS: Peki Özal’ın nabzı atıyor muydu, acaba? Çünkü hastaneye geldiğinde vefat ettiği söyleniyor...

SEMRA ÖZAL: Evet. Evde vefat etmişti.

ORHAN UĞUROĞLU: Ambulansta elektro şok uyulandığı ama canlandırılamadığı, hastanede yine elektro şok uygulandığı fakat canlandırılamadığı söyleniyor. İlk müdahalenin ambulansta yapıldığı söyleniyor. Bana bunları anlatanları siz de ismen biliyorsunuz...

SEMRA ÖZAL: Sana bunları anlatanları, getir benim yanımda anlatsınlar bakayım. Tek şahit benim.

FİKRİ SAĞLAR: Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı’nda, Cumhurbaşkanı’nın kriz geçirdiğinde doktorunun, ambulansın olmadığını söylüyorsunuz. Bu bizim için bir yüz karası. Benim bildiğim, cumhurbaşkanı ve başbakanların acil durumlara ilişkin planları vardır. Doktor yoktu dediniz.

SEMRA ÖZAL: Doktor yoktu. Ben hastaneye giderken yolda rastladım. Bir hastaneye gitmiş, bir işi varmış. Oradan yeni geliyordu Köşk’e...

FİKRİ SAĞLAR: Cumartesi-Pazar günleri Köşk’te doktor olmuyor muydu? Yoksa özellikle o anda mı doktor yoktu?

SEMRA ÖZAL: Hayır. Olması lazım. Bilemiyorum, özellikle mi, değil mi... Ama doktor yoktu.

TARIK TOROS: Semra hanım, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın Çankaya Köşkü gibi korunaklı bir yerde, kendi rezidansında doktor olmaması... Turgut Özal gibi 66 yaşında, by-pass’lı kalbiyle yaşayan bir cumhurbaşkanının, doktorsuz kalması garip değil mi?

SEMRA ÖZAL: Valla, onu siz araştıracaksınız... Hem de çok garip...

FİKRİ SAĞLAR: Semra hanım, siz kimlerden şüpheleniyorsunuz?

SEMRA ÖZAL: Bu derin bir konu, böyle ayaküstü anlatılacak şey değil. Ama size şunu söylüyorum. Bir kere yürüme bandına çıkmadı. Asla, spor yapmadı. Düştüğü zaman... Beraber konuşuyorduk, oturma odasına gelirken... Konuşurken düştü. İnsanlar öyle şeyler uyduruyor ki, ben birini gördüm mesela, diyor ki, “Biz kapıyı kırdık da girdik”... Kardeşim orada ne kilitli kapı, ne de kapalı kapı var... Her taraf açık. Bunu en iyi bilen, orada yanıma gelen, o günkü garsonlardır.

TARIK TOROS: Ağzından köpük geldi, dediniz... Bunu siz neye yoruyorsunuz, araştırdınız mı?

SEMRA ÖZAL: Evet. O şokla neyi araştırdığımı bilmiyorum ama bunun zehirlenmeden olabileceğini söylediler...

ORHAN UĞUROĞLU: Sizin, koruma müdürü Musa beye, “Turgut beyin saçından bir örnek alın” diye talimat verdiğiniz, söyleniyor.

SEMRA ÖZAL: Hayır canım. Öyle bir şey yok. Vefat ettiği zaman doktor Cengiz Aslan, saçının ucundan kesti bana verdi. Hatıra diye, o kadar...

ORHAN UĞUROĞLU: Bir zarfa konularak size verildiğini, saç örneğinin sizde bulunduğunu söylüyorlar.

SEMRA ÖZAL: Koruma müdürü sonradan geldi, yoktu... Onu sonradan veren Cengiz Aslan.

ORHAN UĞUROĞLU: Peki o zaman, kırılan kan tüpünün ne önemi var? Saçtan tüm tahliller yapılabiliyor.

AHMET ÖZAL: Hayır hayır, bir dakika... Yapılmıyor... Orhan bey yapılmıyor, öyle bir şey yok.

ORHAN UĞUROĞU: Siz izin vermediğiniz için otopsi yapılmadığı söyleniyor.

SEMRA ÖZAL: Hayır, kimse bir şey sormadı. Bunu zaten Şarlak Paşa söyledi. “Biz aileye bunu sormadık ki” dedi. Nereden çıkarıyorsunuz? Bize devlet böyle bir şey sormadı. Şarlak Paşa, GATA’nın başındaydı.

TARIK TOROS: Ahmet Özal diyor ki, “Annem tahnit edilmesine hayır dedi”

SEMRA ÖZAL: Tahnite değil, mumyalanmasına hayır dedim. Mumyalayıp saklayabiliriz, dediler. Hayır mumyalama istemem, dedim.

TARIK TOROS: Otopsiyle ilgili kimse size bir soru sormadı...?

SEMRA ÖZAL: Hayır. Şarlak Paşa açıkladı zaten. Aileye böyle bir sormadık, dedi. “Apar topar da defnetmeye götürdüler” diye açıklama yaptı. Bunu Şarlak Paşa ile konuşun.

FİKRİ SAĞLAR: Ambulans ve doktor yoktu. Bu böyle, her haftasonu alışılagelmiş bir şey midir? Yoksa sadece o gün mü, tesadüfen oldu bunlar? Bu bir tesadüf müydü?

SEMRA ÖZAL: Herşey tesadüfe bağlı... Ben size şunu açık söyleyeyim, tesadüfen yaşıyoruz.

TARIK TOROS: Daha önce, Çankaya Köşkü’nde ambülanssız ve doktorsuz kaldığınız başka bir gün olmuş muydu? Yoksa bu durumla ilk defa o gün mü karşılaştınız?

SEMRA ÖZAL: Rahmetli, öyle ambülans kapıda beklesin diyen biri değildi. Ambülansın aşağıda bir yerde olması lazımdı.

TARIK TOROS: Devlet re’sen cumhurbaşkanını korur, kollar hanımefendi.

SEMRA ÖZAL: Evet ama... İşte maalesef böyle... Doktor zaten başka yerde çalışıyormuş. O gün sabahtan gitmiş, yoktu.

TARIK TOROS: Doktor cumhurbaşkanına bakar, başka bir görevi olabilir mi?

SEMRA ÖZAL: Bunu doktora sorun.

ORHAN UĞUROĞLU: Doktoru, Hacettepe Hastanesindeki kalp damar uzmanı Hilmi bey... Koruma müdürü Musa bey ile Hilmi bey, aynı arabanın içinde ambulansı takip ettiklerini söylediler.

TARIK TOROS: Semra hanım, o günün gecesi ve sabahı, Turgut beyde bir anormallik hissettiniz mi? Çok yorgun olduğu söyleniyor.

SEMRA ÖZAL: Hayır hayır, çok iyiydi... Telaş ediyordu, geç kalmayalım diye... “İstanbul’a gidelim” diyordu. Torununun doğum günü vardı. İstanbul’a gidecektik. “Yürüme bandına çıkarsam, tekrar duş yapmam lazım. Vakit yok, gideceğiz” dedi. İstanbul’a gidecektik. Her şeyimiz hazırdı.

ORHAN UĞUROĞLU: Madem ağzından köpük geldiği görüldü. O kadar danışman ve yaver var. Size otopsi yaptıralım, diyen olmadı mı?

SEMRA ÖZAL: Bırakın bunları. Kapıyı kırdık girdik, diyen Dışişleri’nden biri. Bunların hiçbiri orada yoktu.

TARIK TOROS: Semra hanım, siz merhum eşinizin zehirlendiğini mi düşünüyorsunuz?

SEMRA ÖZAL: Evet.

TARIK TOROS: Bu kanaate ne zaman vardınız? Vefat ettiği gün mü?

SEMRA ÖZAL: Vefat ettikten sonra. İlk önce şoktan ne yaptığımı bilmiyorum. Sonradan düşündüm. Şimdi bakın, rahmetlinin hayatında yiyip içmediği üç şey vardı. Kuru fasulye yemezdi, limonata içmezdi. Bir gün önce çok yorgundu. Ertesi gün de İstanbul’a gideceğiz diye Köşk’e gelip dinlenmek istiyordu. Fakat Kaya Toperi ve bir iki kişi daha, çok ısrar ettiler. “İlle bu kokteyle gitmen lazım” diye... Ve aldılar bir kokteyle götürdüler. Bulgar sefaretindeki kokteyl. Sonra geldi. Ben onun yemeğini hazırlamıştım. Geldiği zaman bir şey yemeyeceğim, dedi. Ben de kızdım, “Gene bir şeyler mi atıştırdın, ne yaptın?” diye... “Yok yok, hiçbir şey ağzıma sürmedim ama herkese içki getirirken bana bir bardak limonata yapmışlar” dedi. Demişler ki,”Siz içki almıyorsunuz diye bunu sizin için hazırladık”... Bana, “Ben de ayıp olmasın diye onu içtim” dedi. Dedim ki, “Sen ömründe içmezsin limonata. Nasıl aldın da içtin?”... “Sizin için yaptık deyince ayıp olmasın diye içtim” diye cevap verdi.

TARIK TOROS: Bu limonatadan mı şüpheleniyorsunuz?

SEMRA ÖZAL: Evet.

TARIK TOROS: İçtiği limonata, Turgut Özal’ı ölüme götüren zehirlenme olabilir mi, diyorsunuz?

SEMRA ÖZAL: Benim şüphem o.

FİKRİ SAĞLAR: Semra hanım, bu kadar önemli konuları, 17 sene sonra ilk defa söyüyorsunuz.

SEMRA ÖZAL: Bu kadar önemli konuları, ayaküstü sokakta basına konuşamam ben. Gerekirse, gerektiği yerde ben konuşurum. Anlatacağım belki daha çok şey var. Ama bunu uluorta basına anlatamam.

ORHAN UĞUROĞLU: Keşke o günlerde savcılığa gidip dava açsaydınız.

SEMRA ÖZAL: O günlerde düşünmedim. Kan hikayesinden sonra içimdeki şüphe kesinleşti.

TARIK TOROS: Bir kan örneği vardı. Bu döküldü ve artık yok. Saç örneği olduğundan bahsediliyor. Nerede bu saç örneği?

SEMRA ÖZAL: Ben saklıyorum onu.

TARIK TOROS: Yurt içinde mi, yurt dışında mı?

SEMRA ÖZAL: O bana ait bir şey. Yalnız, benim konuştuğum kişiler, saçın ucundan kesildiği için pek fazla bir şey ifade etmediğini söylediler. Kökünden kesilmesi gerekiyormuş.

TARIK TOROS: Bunu tahlil ettirmeyi düşünmediniz mi?

AHMET ÖZAL: Bir işe yaramaz ki...

SEMRA ÖZAL: Çok şey düşündüm. Yani, anlatacağım çok şey var. Onu bunu konuşturup kitap yazmaya kalkmayın, bunların hiçbirinin aslı yok.

FİKRİ SAĞLAR: Semra hanım, izin verirseniz. Buradan bir çağrıda bulunalım. Turgut Özal’ın ölümüyle ilgili bir Meclis Araştırması açılsın. Sizin de bilgilerinize başvurularak Türkiye geçmişini aydınlatma noktasında somut bir adım atsın.

SEMRA ÖZAL: Lütfen. Çok isabet olur.

TARIK TOROS: Çok anlatacak şey var dediniz, Meclis’te bir komisyon kurulsun önerisine de destek veriyorsunuz. Devlet bu işin üzerine gitsin, aydınlatsın diyorsunuz.

SEMRA ÖZAL: Evet, zaten Cumhuriyet Savcılığı’nda bir soruşturma var. Ahmet (Özal) gitti konuştu. Ben bunun devamını istiyorum.

TARIK TOROS: Böyle bir soruşturmada, saç örneğini devlete verir misiniz?

SEMRA ÖZAL: İş oraya kalsın... Ondan önce o kadar çok şey var ki...

TARIK TOROS: Neler var?

SEMRA ÖZAL: Ben bunu böyle açıklayamam. Bunlar gereken yerde anlatılır.

TARIK TOROS: Savcılık soruşturması çerçevesinde çağırılırsanız, gider misiniz?

SEMRA ÖZAL: Gayet tabi... gayet tabi...

TARIK TOROS: Peki Turgut Özal’ın zehirlendiği iddiası nasıl ispatlanabilir?

SEMRA ÖZAL: O savcılığın işi. Benim işim değil. Savcılık onu nasıl yapacağını bilir. Buradan konuşmaya değmez.

TARIK TOROS: Bir otopsi yapılabilir mi?

SEMRA ÖZAL: Bu noktadan sonra ne yapılacağına herhalde savcılık karar verecek.

TARIK TOROS: Siz bu konuda aile olarak savcılığa yardımcı olur musunuz?

SEMRA ÖZAL: Bu konuda savcılığa, gerektiği zaman gerektiği şeyleri söyleyeceğim.

FİKRİ SAĞLAR: Ben o zaman Hükümet’te bakandım. Bize verilen bilgilerde fark var. Ambulansın farklı bir hastaneye giderken güzergah değiştirdiği söylenmişti. Şimdi öğreniyorum ki, ambulans yokmuş, arabaymış bu. Ciddi çelişkiler var. Bunun derhal açıklığa kavuşturulması gerekiyor.

SEMRA ÖZAL: GATA’ya diye çıkıyorlar. Yolu değiştirip dönüyorlar Hacettepe’ye. Oradan vazgeçip buraya çeviren kim, onu bilmiyorum.

ORHAN UĞUROĞLU: Aslan Güner bey, şu anda Genelkurmay İkinci Başkanı... Yazılı açıklama yaptı. Ambulans doğrudan Hacettepe’ye gitti, diyor.

AHMET ÖZAL: Doğru değil. Aslan Güner beyin söylediği doğru değil.

SEMRA ÖZAL: Aslan Güner arabada değildi. Yanında yoktu.

AHMET ÖZAL: Aslan Güner doğruyu söylemiyor. Çok net söylüyorum.

FİKRİ SAĞLAR: Ben Hükümet’teyim. Bilgi verdiler bize. GATA’ya giderken yön değişirip Hacettepe’ye yöneldi, diye...

SEMRA ÖZAL: Rasgele insanlarla konuşmasınlar.

TARIK TOROS: İyi geceler, çok teşekkürler açıklamalarınız için...

Daha sonra telefona bağlanan ve o sırada Kanal D Ankara muhabiri olan Kenan Tümer, Turgut Özal’ın hastaneye makam aracı ile getirildiğini doğruladı. Kenan Tümer şöyle konuştu:

“17 Nisan 1993, Cumartesi... Haberi aldığımda saat 11’i geçiyordu. Teleksle flaş haber geçince hızla yola çıktık. Hacettepe Acil, dediler. Gözlerimle gördüm. Çok net hatırlıyorum. Hacettepe Acil Servisi’nin önünde, çok uzun bir limuzin Mercedes duruyordu. Ne ambulans, ne de başka bir şey vardı. Mercedes, tam Acil’in önünde bekler vaziyetteydi. Kaya Toperi, Turgut Özal’ın vefat haberini verdiğinde de oradaydım. Çok net söyleyebilirim ki, bize makam aracı ile geldiği belirtildi. Hatta ölüm haberinin verildiği dakikada da makam aracı Acil’in önünde duruyordu. Özal bununla mı geldi, diye sorunca, bize yaveri ve korumalarıyla, bu araçta geldiği ifade edildi. O makam otosu, saatlerce orada bekletildi. Zaten makam otosu gelmemiş olsa, otonun orada durmasının bir anlamı yok. Niye orada dursun. Semra Özal bunları dile getirince bağlanma ihtiyacı duydum. Görgü tanığı olarak, tarihe bir anekdot olsun diye anlatıyorum.”

 

Paylaş
Tweet
Paylaş
Gönder
Yazdır
A
A
28 saat geçti halen başlanmadı!
BİR SKANDAL DAHA

Yorum Yaz

VİDEO GALERİ

İzmir'de polislere yönelik operasyon
  • İzmir'de polislere yönelik operasyon
  • 'İzmir'e uyuşturucu girmesin diye yollarda yattım'
  • Arınç o polisleri böyle savunmuştu
  • Hocaefendi'nin yeni sohbeti yayınlandı


YAZARLAR

  • Nazlı ILICAKNazlı ILICAKFerguson olayları ve Gezi
  • Yavuz BAYDARYavuz BAYDAR'Gidin işinize ya' demokrasisi
  • Gökhan BACIKGökhan BACIKİsim koyma meselesi
  • Aykut IŞIKLARAykut IŞIKLARMüziğin ustalarından güzel albümler geldi
  • Yaşar ERDİNÇYaşar ERDİNÇPiyasalar rahatladı ama...
  • Bilal ÖZCANBilal ÖZCANAjda'nın kara şövalyesi!
  • Sadettin ORHANSadettin ORHANBorçlanmanın kapsamı genişliyor
  • Elif KORKMAZELElif KORKMAZELSıcak havalarda doğru besleniyor muyuz?
  • Lemi ÇELİKLemi ÇELİKTur için umutluyum
  • Erdoğan SÜZERErdoğan SÜZEREkonomi 'tembel öğrenci' sendromu yaşıyor!
  • Gülay GÖKTÜRKGülay GÖKTÜRK"CHP nasıl kurtulur?"
Nazlı ILICAKFerguson olayları ve Gezi

FOTO GALERİ

  • Muhteşem faydalarına inanamayacaksınız
  • Ekranların unutulmaz dizileri
  • İşte İsrail'i titreten ordu
  • Boğaya saldırdı hayatının hatasını yaptı
  • Diyarbakır'da heykel gerginliği
  • PKK'nın yeni silahları tartışma konusu oldu
  • Bodrum’da korkutan yangın
  • Yemek yeme krizi anında bunları yapın
  • Şişli'de dehşete düşüren görüntü
Sağlık deposu